Sinema-Dizi | Cilt Güzelliği

Sinema-Dizi

Dünyayı böcekler kurtaracak

Salı, Eylül 22nd, 2009

Film, konusunu Cornell Üniversitesi`nde doktora öğrencisi Alper Bozkurt`un da önderliğini yaptığı `Karma Böcek Siborglar` projesinden alıyor. Filmin senaryosunda dünyanın kaderi, iyi eğitilmiş sevimli ve komik farelerden ve bir sinekten oluşan komando ekibine bağlı.

Türk bilim adamı, Hollywood`a ilham kaynağı oldu

18 Eylül`de Türk sinemalarında gösterime giren G-Force filminin senaryosuna ilham kaynağı bir Türk bilim adamı. Film, konusunu şu an ABD`nin New York eyaletinde Cornell Üniversitesi`nde doktora eğitimini sürdüren Alper Bozkurt`un da önderliğini yaptığı `Karma Böcek Siborglar` projesinden almış. Bozkurt ve üyesi olduğu araştırma ekibinin, üzerinde 5 senedir uğraştığı doktora çalışması, bilim dünyası kadar Hollywood`un da ilgisini çekti.

Filmin senaryosunda dünyanın kaderi, iyi eğitilmiş sevimli, komik, minik farelerden ve bir sinekten oluşmuş komando ekibine bağlı. Savunma Bakanlığı tarafından emekliye ayrılmaya çalışan ve teknolojinin kendilerine her türlü cömertliği sağladığı kobay fareler, dünyayı ele geçirmeye çalışan kötü bir işadamının planlarını bozmaya çalışıyor.

Filmin senaryosu aslında o kadar da hayal ürünü değil, arkasında önemli bir teknolojik başarı var. Böceklerin ve teknolojinin birbirine özel metotlarla kaynaştırılmasıyla meydana getirilmiş olan yarı yapay yarı doğal sibernetik organizmalar, kısaca Siborglar, ABD Savunma İleri Araştırma Projeleri Teşkilatı (DARPA) tarafından desteklenen en önemli konulardan.

Özellikle HI-MEMS(Karma Böcek Mikro-Elektro-Mekanik Sistemler) programının amacı, doğal olanlardan ayırt edilemeyen ve uzaktan kumandayla yönetilen ya da kendi kendini yöneten yapay-doğal karışımı siborg böcekler geliştirmek. Bu projenin kaynaklığını yapan ve Alper Bozkurt`un da içinde bulunduğu araştırma ekibinin patentlediği yöntem, böceklerin metamorfoz, yani başkalaşım sürecinden yararlanıyor. Bozkurt projeyi söyle özetliyor:

`Hayata yerde yürüyen tırtıllar seklinde başlayan böcekler, koza aşamasından sonra, en son teknolojilerle üretilen uçaklara tas çıkartacak manevralar yapabilen uçan erişkin bireylere dönüşüyor. Bu dönüşümün olabilmesi için böceklerin tüm doku sisteminin koza aşamasında yıkılıp tekrar yapılması gerekiyor. Biz ürettiğimiz elektronik ve mikro-elektro-mekanik çipleri bu süreçte böceklerin dokularına yerleştiriyoruz ve doku, dönüşüme uğrarken, yerleştirilen yapay mekanizmaları vücudun bir parçası olarak kabul ediyor. Sonuç olarak içine çip yerleştirilen bir siborg böcek ile normal böcek arasındaki fark minimuma düşürülüyor. Daha sonra dışarıdan uzaktan kumanda ile bu çiplere sinyaller göndererek böceğin sinir ve kas sistemine müdahale edebiliyoruz.`

Genç bilim adamı şu ana kadar elde ettikleri başarıları ise şöyle özetliyor: `Böceklerin sağ ve sol kanatlarını gönderdiğimiz sinyallerle beraber veya ayrı ayrı istediğimiz sayıda çırptırabiliyoruz. Ayrıca boyun ve anten dokularına verdiğimiz sinyallerle böceğin uçuşu veya yürüyüşü sırasında sağa veya sola dönmesini sağlayabiliyoruz. Aynı zamanda uçan böceği durdurup, duran böceği harekete geçirebiliyoruz. Bu bir nevi teknolojik mahmuz olarak düşünülebilir.`

Çalışmayla ilgili 10`un üzerinde makale yayınlayan Bozkurt cümlelerine şunları ekliyor: `Her ne kadar böyle bir teknolojinin kullanılmasında insanların aklına casuslukla ilgili uygulamalar gelse de bizim bu proje için asıl amacımız ve motivasyonumuz depremlerde ve öteki felaketlerde kurtarma faaliyetlerine yardımcı olabilecek, normal zamanlarda da üzerlerindeki sensörlerle fabrikaların etrafında dolaşarak çevrenin korunmasına aykırı bir durum olup olmadığını belli merkezlere bildirebilecek sistemler ortaya çıkarmak.` Bozkurt`un çalışması eylül ayının başında ABD`de Minneapolis şehrinde gerçekleşen Uluslararası Tip ve Biyoloji için Mühendislik toplantısında en iyi makalelerden birisi olarak ilan edildi. Başarılı bilim adamının bu çalışması ayrıca geçen haziran ayında Antalya`da gerçekleştirilen Uluslararası Sinir Sistemleri Mühendisliği toplantısında en çok ilgi gören makaleler arasındaydı.

G-Force filmine resmî danışmanlık yapan Alper Bozkurt, film çekimleri öncesinde çekim ekibine internet üzerinden teknik sunumlar verdi. Çekimler sırasında aldığı davet üzerine eşiyle birlikte ağırlandığı Hollywood`a Disney stüdyolarını ziyaret ederek çekimlere yardımcı oldu. Bozkurt`un katkılarına film DVD`sinde `Kamera Arkası` bölümünde genişçe yer verilmekte.

Genç yaşta büyük başarı

Alper Bozkurt 2001`de Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünü bitirdi. Üniversitede `beyindeki sinirsel elektrik dalgaların kaynağının elektronlarla tespit edilmesi` konusunda araştırmalar yapan Bozkurt, master eğitimini ise ABD`de Drexel Üniversitesinde`yoğun bakımdaki bebeklerin beyin oksijenlenmesini tespit eden yakın kızıl ötesi spektroskopisi sistemi` geliştirilmesi konusunda yaptı. Bu teknoloji özellikle erken doğan bebeklerin küvöz bakımı sırasında beyinlerinin fazla ya da eksik oksijene maruz kalmaması ve bu sayede normal gelişimlerini tamamlaması konusunda çocuk doktorları tarafından önemli bir gelişme olarak gösteriliyor. Doktora çalışmaları için geçtiği Cornell Üniversitesi`nde `Karma Böcek Siborglar` araştırmasına paralel olarak böbrek ve mesane hücrelerine basınç uygulayarak mesane kanserini tespit eden elektronik sistemler de geliştiren Bozkurt, biyoyakıtların ultrasonik olarak püskürtülerek daha etkin bir şekilde enerjiye dönüştürülmesi konusunda da araştırmalar yaptı.

Hollywood G-Force ile iddialı

Prodüktörlüğünü Karayip Korsanları, Armageddon, Top Gun gibi filmlerin de prodüktörlüğünü üstlenen Jerry Brukheimer`in yaptığı filmde hayvanların seslendirilmesinde Nicholas Cage, Penelope Cruz gibi ünlü isimler rol alıyor. G-Force, 3 boyutlu olarak hazırlanmış gerçek çekim ve animasyon karışımı ilk film; Jerry Brukheimer`in de ilk 3 boyutlu çalışması. Filmin görsel efekt yönetmeni Scott Stokdyk da Örümcek Adam 2 filmindeki başarısıyla tanınıyor. Filmin yönetmeni Hoyt Yeatman da başarılarını Oscar ödülüyle tescillemiş bulunuyor.

ZAMAN

Ada bu kez başka bir aşkta

Çarşamba, Ağustos 26th, 2009

Issız Adam filmindeki “Ada” rolüyle yıldızı parlayan Melis Birkan, bu kez Tuna Kiremitçi’nin senaryosunu yazdığı “Adını Sen Koy” adlı bir başka aşk filmiyle izleyici karşısına çıkacak.

Cemal Toktaş, Ali İl ve Ahmet Mümtaz Taylan’ın da rol aldığı filmin çekimleri Eskişehir’de gerçekleştirildi. Tuna Kiremitçi ilk uzun metrajlı filmi için “Özünde bir aşk filmi…

Aynı zamanda dostluk, hayat, ölüm ve biraz da delilik üzerine bir film olmasını istedim. Bütün bunlara aşkın aynasından bakmaya çalıştım” dedi.

stargazete.com

Kadının intikamı gibi bir film

Çarşamba, Ağustos 26th, 2009

Film ekibi, yapım için bir masal şehrine dönüştürülen Maslak Refresh the Venue’de gazetecilerin karşısına çıktı. İşte Hürmüz’ü canlandıran Nurgül Yeşilçay’ın ‘kadının intikamı gibi bir film’ diye tanımladığı “Yedi Kocalı Hürmüz”ün detayları…

Yapımcılığını 5. Boyut Stüdyoları’nın üstlendiği “7 Kocalı Hürmüz”ün senaryosu, yazar Gürsel Korat tarafından Sadık Şendil’e ait tiyatro eserine sadık kalınarak baştan kaleme alındı. Başrolünde Nurgül Yeşilçay’ın oynadığı filmde Gülse Birsel, Haluk Bilginer, Erkan Can, Memet Ali Alabora, Sarp Apak, Cengiz Küçükayvaz, Öner Erkan, Cem Karakaya, Müjdat Gezen, Erol Günaydın, Zihni Göktay, Halit Akçatepe, Betül Arım ve Çetin Sarıkartal da önemli rolleri üstlendi.

1800’lü yılların sonlarında İstanbul’un Taşkasap Mahallesi’nde geçen film, ekonomik sıkıntılar nedeniyle ihtiyaçlarını kocaları arasında paylaştıran Hürmüz’ün yaşantısını anlatıyor. Ancak Hürmüz berber eşinin dükkanında gördüğü doktora vurulunca işler karışıyor. Hürmüz, bir hastalık uydurup evine çağırdığı doktoru da kendine aşık ediyor, adından karmaşık ve gülünç olaylar başlıyor. 7 Kocalı Hürmüz”, 20 Kasım’da izleyiciyle buluşacak. 2,5 milyon TL bütçeli filmin detaylarını, yönetmen Ezel Akay ve oyuncuları anlattı.

NURGÜL YEŞİLÇAY (Hürmüz): Türkan Şoray izleri olacak

Atıf Yılmaz’ın Türkan Şoray ile çevirdiği “Yedi Kocalı Hürmüz”ü izledim ve çok güldüm, çok eğlendim. Bu toplum düzeni devam ettikçe, bu filmin her dönem çok iyi bir kadın seyircisi olacağını düşündüm. Çünkü bir anlamda kadının intikamı gibi bir film bu. “Onlar dört kadını idare ediyorsa, biz de 7 kocayı idare ederiz” diyen bir film. Projenin eser haklarını satın aldım, ardından Ezel Akay’la görüştük.
Çünkü bu filmi gerçekçi anlatmak çok doğru değildi ve Türkiye’de bunu en masalsı çekecek kişi de oydu. Ezel Akay kabul ettikten sonra, hepsi birbirinden değerli diğer oyuncuları bir araya getirdik. Özellikle Gülse (Birsel) ile aynı kadroda olmak benim için çok önemliydi. Bir kadın filminde, Türkiye’nin çok önemli bir kadınının yer almasını istiyordum.

Kostümler yüzünden tansiyonum düştü

Bu film biraz da kadınlar matinesi gibi olacak. Bütün kadınlar toplanıp, kurtlarını dökmek için bu filmi izleyecekler. Filmin bir müzikal olup olmadığı soruluyor, hayır müzikal değil, sadece üç tane müzikal sahnesi var.
Dekor, kostüm, saç ve makyaj konusunda geleneksel ile günümüzü karıştırdık, retro gibi bir şey çıktı ortaya. İlk gün Gülse ile kostümlerimizi o kadar beğendik ki, “Kötü oynasak ne olur, bizi izleseler yeter” dedik. Tek sıkıntımız bu kostümleri aşırı sıcak havada giymek oldu. Hatta bir ara çekimlerde tansiyonum düştü. Sıcak gerçekten en büyük düşmanımızdı. Onun dışında her şey tıkır tıkır gitti. Üç haftada filmi bitirdik.
Keşke Hürmüz gibi olsam
Keşke Hürmüz’le bağdaşan yönlerim olsa. Hürmüz aşkı çok seven bir kadın. Hayata aşk gibi bakıyor. Kadın kâbusu bile göbek atarak görüyor. Daha önce Hürmüz’ü canlandıran Türkan Şoray’ı çok seviyorum. Onunla çalışma fırsatı bulamadım ama filmi izlerken Türkan Şoray’dan izler bulacağınızı söyleyebilirim.

MEHMET ALİ ALABORA(Doktor) : Son koca olmak beni mutlu etti

Ezel Akay, filme “Gerçek üstü komedi” diyor. Evet, burada gerçek üstü bir dünya var. Bu dünyanın içinde de gerçek üstü karakterler var. Gündelik hayatta davrandıkları gibi davranmıyorlar ama bizim onları gündelik hayatta öylelermiş gibi anlatmamız gerekiyordu. Bizim için zorlayıcı ama aynı zamanda keyif verici bir serüvendi. Yedi kocadan biri olmak moral bozucu ama son koca olmak beni mutlu etti.

BETÜL ARIM (Doktor’un annesi Aliye) : Gülememe hastalığı olanlar mutlaka izlesin

Bu filmin benim için en önemi yanı, oğlum Memet (Ali Alabora) ile aynı seti paylaşmamdı. Uzun zamandır en çok bu sette görüştük. Onun Garajİstanbul$daki projesinden bu filme kadar nadiren görüşebiliyorduk. Tesadüfen filmde de annesini canlandırdım. Hatta kastı bana göre yaptıkları için oğlum olarak Memet Ali seçildi diye düşünüyorum (gülüyor). Oğlumla aynı seti paylaşmak benim için ayrıca önem taşıyordu. Çok başarılı bir film oldu. Gülememe hastalığı olanlar, bu filmde güleceklerinden eminim. Çekimleri üç haftada tamamladık.

EZEL AKAY : Salak kocalara ihtiyaç vardı

Mümkün olduğunca salak ve aptal kocalara ihtiyacımız vardı, o yüzden çok iyi oyuncular seçtik. Zaten erkeklerin salak olmasına imkan yok, ancak iyi oyuncu olabilirler. Öte yandan filmde oyunculuk kadar kostüm ve dekor unsurlarına da çok önem verdik. Oyuncu ne giyiyorsa, nerede oynuyorsa, ona göre rolü şekilleniyor. Bu yüzden bana “Kostüme ve dekora çok önem veriyorsunuz” demek ilginç geliyor. Zaten böyle olmalı. Bu bir sanat eseri sonuçta.

GÜLSE BİRSEL (Safinaz) : Hürmüz’ün kankası

1987 yılında Ayten Gökçer’in rol aldığı “7 Kocalı Hürmüz”ü izlemiştim. Oyuncu olmaya karar verme nedenlerimden biridir. Sonra videoya kaydedip 100 kere daha izledim. Orada Adile Naşit’in oynadığı rolü oynuyorum. Ama bizim Safinaz daha farklı. Hürmüz’ün teyzesi değil de kankası. Filmde iki Safinaz var, biri Hürmüz’ün kankası, çöpçatan kadını, diğeri de filmin açılışından itibaren göreceğimiz kadın meddah. Filmin başından sonuna olayları anlatan bir Safinaz var. Onun için ikinci bir karakter diyebiliriz. Shaman grubu bir koreografi yaptı, biz de dans ettik. Bence bu film de o hedefi tutturacak.

Sinem Vural/Hürriyet

Seslendirmeleriyle çok sevilecek

Çarşamba, Ağustos 26th, 2009

‘Mavi Fil’ 28 Ağustos’ta vizyonda. Senaryosunu Amraporn Pandinthong ve Evan Spiliotopoulos’un yazdığı filmde, Jeremy Redleaf, Carl Reiner, Thomas Sharkey, Martin Short seslendirme yaptı.

Filmin Türkçe seslendirme kadrosunda ise Timuçin Esen (Khan Kluay), Ozan Güven (Jai) ve Ezgi Mola (Shaba Keaw) yer aldı.

Filmin konusu özetle şöyle: Khan Kluay, genç ve yaramaz bir fildir. Kayıp babasına ait doymak bilmez merakının sonucunda maceraya sürüklenir. Ancak göğüs germek zorunda kaldığı zorluklar onu daha güçlü biri yapar.

stargazete.com

Altın Portakal’ın ilk ödülleri

Çarşamba, Ağustos 26th, 2009

46. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ‘Onur Ödülleri’ne, Vedat Türkali, Ülkü Erakalın, Yalçın Tura, Sevda Ferdağ, ‘Yıldırım Önal Anı Ödülü’ne Erol Günaydın, ‘Emek Ödülü’ne de set işçisi Halil Dede değer görüldü.

Bu yıl 14’ncüsü verilecek olan onur ödüllerine, yazar Vedat Türkali, yönetmen Ülkü Erakalın, bestekar Yalçın Tura ve sinema sanatçısı Sevda Ferdağ’a, ‘Yıldırım Önal Anı Ödülü’ ise Erol Günaydın’a verilecek.

Festivalde, ‘Sinema Emek Ödülü’nün ise set işçisi Halil Dede’ye verilmesi kararlaştırıldı.

stargazete.com