Beslenme | Cilt Güzelliği

Beslenme

RAMAZAN AYINDA BESLENME

Cumartesi, Mart 6th, 2010

İbrahim Saraçoğlu Ramazan ayında sahurda ve iftarda nasıl sağlıklı beslenilmesi gerektiğini açıkladı
Sahurda nasıl beslenmeliyiz
- Sahurda acıdan,baharattan ve tuzdan uzak durun. Çünkü bunlar sindirimi hızlandırır ve daha çabuk acıktırır.
- Pirinç pilavının yerine bulgur pilavı yiyin. Pirinçte büyük oranda nişasta bulunduğu için, hızla kana karışır. Bu da hem şekerinizin düşmesine, hem de çabuk acıkmanıza neden olur.
- Hamur işlerini ve beyaz ekmek tüketmemeye çalışın. Çünkü kan şekerini hızlı yükseltir ve hızlı düşürür. Onun yerine kepek ekmek tüketirseniz sizi daha uzun süre tok tutar.(fakak kepek ekmeği tüketildiği zaman bol miktarda sıvı tüketilmelidir aksi takdirde kabızlığz yol açar)
- Eğer hipoglisemi şikayetiniz varsa, içinde bol miktarda nişasta bulunan patates tam bir mucizedir. Patates kan şekerini dengeler. Sahurda 2 adet haşlanmış patates yerseniz, hem sizi tok tutar, hem de hipoglisemiyi önler.

-Turşu ve kızartmalardan kesinlikle uzakdurun.
- Siyah kuru üzümün iri çekirdekli olanını tercih edin. Özellikle çekirdeği çok şifalıdır. Onu yiyin. Eğer şeker hastası iseniz sadece çekirdeğini yiyin.
-Yeşil mercimek, protein bakımından etteki proteine eş değerli tek besindir. Sahurda rahatlıkla yiyebilirsiniz. Ayrıca kolesterolü ve trigliseridi düşürür.
- Zeytinyağı sizi tok tutar.
İftarda nasıl beslenilir

- İftarı açtığınızda tatlıları çok tüketmeyin.
- Yemekleri bol bol yiyerek mide fesadına uğramayın.
- İftarı bir kase çorba ve bir dilim ekmek ile açtıktan sonra 5-10 dakika yemeğe ara verin.
- Eğer sigara içiyorsanız, iftardan sonra çok fazla sigara içmeniz vücudunuza ani nikotin yüklemenize neden olacağı için, kalp ve damar hastalıklarını tetikler.
kaynak:sedasayan

Ramazan sonrası tatlıyla öğün geçiştirmeyin

Perşembe, Eylül 24th, 2009

Medical Park Göztepe Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Keservuran, bayram sabahı mutlaka kahvaltı yapılması gerektiğini söyledi. Sabah kahvaltıda sosis, salam, sucuk ve pastırma gibi yağlı gıdalar tüketilmemeli, zeytin tüketimi ise kişinin kilo problemi, kardiyovasküler rahatsızlığı, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkları yoksa 5-6 adet ile sınırlanmalı.

ŞEKER VE ÇİKOLATAYI AŞIRI TÜKETMEYİN

Aile büyüklerine yapılan ev ziyaretleriyle başlayan misafirlikler, donatılmış sofraların da başlangıcı oluyor. İşte bu tür ziyaretlerde bazı küçük önlemler almakta fayda var. Ziyaretlerde özellikle tatlı ve şekerleme, draje ve çikolata tüketimine dikkat edilmeli; zira bu tür gıdalar hacmi küçük fakat enerjisi yüksek gıdalardır. Özellikle bayramda bu tür gıdalarla öğün geçiştirmek yapılacak en büyük hatalardan biridir. İkramları dikkatli tüketmeli, tatlı ve ikramlarla öğün geçiştirmemeli, ara öğünlerde ise meyve ikramlarını değerlendirmelisiniz.

MEYVELİ TATLI İKRAM EDİN

Gizem Keservuran, misafirlere meyve ağırlıklı ikramlar yapılabileceğini ifade etti. Buna göre meyve tatlıları hazırlanabilir (dondurmalı elma, ayva, armut tatlısı, kabak tatlısı gibi) veya sütlü tatlı (tavuk göğsü, kazandibi, sütlaç, dondurma) servis edilebilir. Keservuran, drajeler, şekerlemeler yerine ise misafirlerinize kuru hurma ikram edilebileceğini ayrıca, miktarları ölçülü olmak şartıyla fındık, ceviz, badem ve kuru meyvelerden oluşan mini ta

ZAMAN

http://www.zaman.com.tr

Misafirlerinize baklava yerine meyve ikram edin

Perşembe, Ağustos 6th, 2009

Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen İpek Ağaca, Şeker Bayramı’nda sağlıklı beslenmenin yollarını anlattı. Şeker Bayramı’nda ikram edilen baklava gibi şerbetli tatlıların, şekerlerin, pastaların, çikolataların, hamur işlerinin, şekerli ve asitli içeceklerin hem kilo alımına yol açtığını, hem de kan şekerinde dalgalanmalar yarattığını belirten Ağaca ekledi:

KAN ŞEKERİNE DİKKAT!
“Özellikle diyabetli bireylerde bu besinleri tükettikten sonra kan şekerlerinde meydana gelen hızlı yükselme, çeşitli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu sebeplerden dolayı misafirlerinize yaptığınız ikramların cinsine, çeşidine ve hatta miktarına dikkat etmeniz gerekiyor. Şerbetli tatlılar yerine sütlaç, güllaç, muhallebi, dondurma ve tavukgöğsü gibi sütlü tatlıları veya ayva tatlısı, armut tatlısı, elma tatlısı, kabak tatlısı gibi meyve tatlılarını tercih edin. Böylece ikramda bulunduğunuz kişilerin sağlıklarını korumuş olursunuz.” Şeker Bayramı’nda tatlı özellikle de hamur işi tüketiminin arttığını fakat meyve ve sebze tüketiminin azaldığını belirten Diyetisyen İpek Ağaca, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yetersiz miktarlarda alınan posa, bağırsakların düzensiz şekilde çalışmasına neden olabilmekte ve kişileri sağlık açısından çok büyük sıkıntılara sokabilmektedir. Gün içerisinde mutlaka üç porsiyon meyve tüketmeye gayret edilmeli ve sebzelerin ana öğünlerde mutlaka yer almasına önem verilmelidir. Misafirlerinize tatlı yerine meyve de ikram edebilirsiniz. Lezzetli, doğal ve hafif birer tatlı olan meyveler; hem çok sağlıklı, hem de çok keyifli ikramlardır. Bütçenizi de kontrol altına alacak olan bu pratik çözüm, misafirlerinizin sağlığı için oldukça önemli bir adım olacaktır. Misafirlerinize karpuz, kavun, elma dilimleri, armut dilimleri, ananas dilimleri, erik, kuru incir ve şeftali gibi meyvelerden oluşan şık bir meyve tabağı hazırlayabilirsiniz. Ancak sunacağınız bu ikramların miktarlarının 1-2 porsiyonu geçmemesine özen göstermelisiniz.”

KOLA YERİNE LİMONATA!
Bayram ziyaretlerinde genellikle kola, diğer asitli içecekler ve hazır meyve sularının ikram edildiğine dikkat çeken Ağaca; bu tür içeceklerin kan şekerini çok hızlı bir şekilde yükseltebildiğini dile getirdi ve ekledi: “Fazla miktarda kalori içeren bu tür asitli ve gazlı içecekler yerine; misafirlerinize taze sıkılmış meyve suları, ayran, evde yapılmış şekersiz limonata, şekersiz kompostolar, su, maden suyu veya doğal bitki çayları ikram edebilirsiniz.” Yapılan bayram ziyaretlerinin günlük beslenme düzenini değiştirebildiğine de dikkat çeken İpek Ağaca; öğün atlamanın sağlığa zarar verdiğini söyledi ve “Bayramda öğünlerin düzenine mutlaka dikkat edilmelidir. Günde 6 öğün beslenmek gerekir” diye konuştu.

Omega-3 için haftada iki öğün balık tüketin

Çarşamba, Temmuz 29th, 2009

Haftada iki öğün balık tüketmenin kalp hastalıklarından ölüm oranını yüzde 40 azalttığı belirlendi…

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Azmi Telefoncu, yağın insan beslenmesinde önemli bir yeri bulunduğunu, özellikle Omega-3 yağ asitlerinin beslenmede daha da önemli ve faydalı olduğunu söyledi.

Omega-3 yağ asitlerinin meme kanseri, kalp ve damar hastalıkları ile iltihaplı hastalıklara yakalanma riskini azalttığını, hipertansiyonun önlenmesinde son derece etkili olduğunu ifade eden Telefoncu, “Balıkta bulunan bu yağ, ruhsal bozuklukların tedavisi yönünden de fayda sağlamaktadır. Aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirme özelliği bulunuyor.

Özellikle kadınlar ve çocukların beslenmesinde önemli yeri vardır. Hamile bayanlar, emziren anneler ve çocuklar, Omega-3 yağ alımına dikkat etmeliler. Omega-3 yağ asitleri çocuklardaki beyin ve görme gelişimine büyük oranda olumlu şekilde etki etmektedir” dedi.

Prof. Dr. Telefoncu, Omega-3 yağ asitlerinin mükemmel şekilde balıkta yer aldığını vurgulayarak, “Beslenme rejimimizde balığa haftada bir, eğer mümkünse iki kez yer vermeliyiz. Balık yağında bulunan asitler insan sağlığı için birçok açıdan önemlidir. Yapılan araştırmalar, haftada iki öğün balık tüketilmesinin kalp hastalıklarından ölüm oranını yüzde 40 oranında azalttığını göstermektedir” diye konuştu.
“Balık sevmeyenler konsantre ürünler kullanabilirler”

Omega-3 yağ asitlerinin özellikle soğuk suda yaşayan somon, sardalye ve uskumruda yüksek oranda bulunduğunu anlatan Azmi Telefoncu, şunları kaydetti:

“Balığın yanı sıra diğer deniz ürünlerinde, sebzelerde, çekirdek yağında da Omega-3 yağı bulunuyor. 100 gram kerevizde 5 miligram Omega-3 yağı vardır. Aynı orandaki brokoli ise 162 miligram Omega-3 yağı içermektedir. Yağ, beslenmede önemli bir yer tutmaktadır. Yağsız bir diyet yapan kişi kısa sürede sağlığını yitirebilir. Tamamen yağsız bir diyet canlılıkla bağdaşmaz. Bu nedenle diyet yapan kişiler de sağlıklarını korumak için balık tüketmeye dikkat etmeliler.”

Telefoncu, balık sevmeyenlerin ya da balık kokusuna tahammül edemeyenlerin özellikle son yıllarda üretilen ve eczanelerde satılan konsantre ürünlerden kullanabileceklerini, bunların hiçbir şekilde kokmadığını sözlerine ekledi.

Tatlı krizi neden olur

Çarşamba, Temmuz 29th, 2009

Sebepleri muhtelif

Her yemek sonrası vücudunuz tatlı yemeden doydum sinyali göndermez sanki beyninize veya gece çikolata yemeden uyuyamaz hale gelirsiniz. Bu durum birkaç sebepten kaynaklanıyor olabilir. Birincisi damak tadı ve beslenme alışkanlığınızı bu şekilde geliştirmiş olabilirsiniz veya psikolojik olarak sizi daha mutlu ettiğine ve tatlı yemeye ihtiyacınız olduğunuza inanırsınız veya insülin denen iştah canavarı pankreas tarafından kontrolsüz salınıyor olabilir.

Atlatabilirsiniz!

Her üç durumu da çözmek ve tatlı krizlerini yenmek mümkün. Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 – 4 saat sonra anormal acıkma ve gece tatlı isteği gibi şikâyetler insülin metabolizmasında bozukluğu düşündürür.

Özellikle fazla kilonuz varsa ve bu yağlanma karın bölgenizde dikkat çekici ise mutlaka bir endokrinoloji ve diyabet uzmanına danışın. Sadece açlık kan şekerine bakmak böyle bir durum için yeterli değildir.
Mutlaka insülin ve glikoz metabolizması beraber değerlendirilmelidir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu bu bozukluk olabilir. Yedikleriniz enerji olarak kullanılamayıp yağ olarak depolanıyor olabilir.

İnsülin nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere) parçalanırlar.

Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.
Enerji kaynağı glukoz

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi, kan şekerinde artış (hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.Tatlı isteğiyle baş edebilmek için tıbbi ölçüm ve değerlendirmelere paralel olarak beslenme düzeninin değişmesi de önemlidir.

1. Ara öğünler: Ana öğünlerdeki besin tüketimini azaltıp üç ana öğüne üç ara öğün eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla üç saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer tatlı isteği artar.
2. Basit karbonhidrattan komplekse geçiş: Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Kompleks karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar.

Bu nedenlerden dolayı en iyi seçim, kompleks karbonhidratlardır. Kompleks karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir, kepekli ürünlerdir. Bu besinlerin proteinle birlikte tüketimi, kan şekeri için daha olumlu bir seçimdir.

3. Posa: Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani yükselme yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.
4. Aç karnına meyve yemeyin: Bozulmuş glukoz toleransı, hipoglisemi ve insülin salınımında bozukluk gibi prediyabet veya diyabet teşhisiniz varsa hem regülasyon hem de tatlı isteğini azaltmak için tek başına meyve yemeyin. Yanına mutlaka protein ekleyin. Protein şekerin daha yavaş emilmesini sağlar.

Alkol tüketecekseniz de aynı yolu izleyin. Kesinlikle aç karnına içmeyin ve yanında mutlaka protein alın. Peynir, yoğurt, ayran, süt meyve ile veya ara öğünlerle mutlaka olmalı protein kaynağı olarak fındık da tercih edilebilir.

Dilara Koçak / Milliyet