Anne Ve Bebek | Cilt Güzelliği - Part 5

Anne Ve Bebek

Egzersiz sezaryeni önleyebilir

Salı, Temmuz 28th, 2009

Anen daha kolay kilo veriyor

Trabzon Doğum ve Çocuk Bakımevi Başhekimi Uzman Dr. İsmail Topal, hamilelikte düzenli egzersizin sezaryenle doğum riskini azalttığını, doğum sonrası lohusalık süresini kısalttığını ve annenin daha kolay kilo vermesini sağladığını söyledi.

İsmail Topal, yaptığı açıklamada, gebelikte belli kurallar çerçevesinde uygulanacak egzersizin pek çok yarar sağladığını belirtti. Hamilelerin yapacağı egzersizin solunum ve dolaşım sistemlerinin daha iyi çalışmasına katkıda bulunduğunu ifade eden Topal,

Sağlıklı kilo almak için…

“Bu durum, gebenin kendisini daha iyi hissetmesini, sağlıklı kilo almasını, pozitif duygulara yönelmesini ve kendine güveninin artmasını sağlar. Egzersiz, anne adayında gebeliğe bağlı uykusuzluk, bel ağrısı, bacaklarda kasılma, varis, basur gibi şikayetlerinazalmasını sağlar” dedi.

Topal, düzenli egzersizin sezaryenle doğum riskini azaltacağına dikkati çekerek, “Egzersiz, doğum sonrası lohusalık sürecini kısaltır ve annenin daha kolay kilo vermesini sağlar.
Egzersizden vazgeçmeyin!

Sağlıklı yaşamın önemli bir parçası olan egzersiz, hamileler için de vazgeçilmez bir uygulamadır. Bu durum dikkate alınarak, anne adayları, düzenli egzersizleri doktorlarıyla iletişim halinde olarak aksatmadan yapmalıdır” diye konuştu.

“Egzersiz, anne adayının fiziksel gücünü artırır”
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Beden Eğitimi Bölümü Başkan Yardımcısı Yılmaz Çakmak ise hamileliği normal seyreden her sağlıklı anne adayı için egzersizin güvenli ve yararlı olduğunu söyledi.

Yılmaz Çakmak, hamilelik döneminde sakatlık riski olabilecek spor aktiviteleri ve 5 dakikadan fazla sırt üstü yatılan egzersizler yapılmaması gerektiğini ifade ederek, “Egzersiz sırasında düzgün ayakkabı ve göğüs destekleyici elbiseler giyilmelidir. Hamilelikte yapılan egzersizlerin birinci tehlikesi, vücut ısısının yükselmesi ve bebeğe kan akışının azalmasıdır.

Kalp atışı dakikada 140’ı geçmemeli

Hamileliğin dördüncü ayından başlanarak düzenli yapılan egzersiz, anne adayının fiziksel gücünü artıracaktır. Kalp atışı dakikada 140’ı geçmemeli” dedi.

Anne adayının ağrı, kasılma gibi durumlarda egzersize son verilmesi gerektiğine dikkati çeken Çakmak, “Anne adayları, hafif ve orta yoğunlukta egzersizi haftada en az üç defa yapabilir. Egzersiz programının günlük olarak 45 dakika tüm vücut hareketleri, 5 dakika nefes eğitimi, 10 dakika gevşeme hareketleri olmak üzere toplam bir saate yayılması gerekir” diye konuştu.

Milliyet

Hamileyken konserveden uzak durun

Salı, Temmuz 28th, 2009

Şişmanlık önemli

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selami Sözübir, bebeklerde doğuştan ortaya çıkan “inmemiş testis”in nedenleri arasında annenin şişmanlığının önemli bir faktör olduğunu belirterek “Annenin kilolu, şeker hastası olması, hamilelik sırasında sigara içmesi, uygun olmayan ilaçlar alması gibi kriterlerin hepsi inmemiş testisin oluşumunu artırabiliyor, ayrıca konserve ve bazı boyalı yiyeceklerin içinde bulunan katkı maddeleri kimyasal özelliklerinden dolayı anne karnındaki bebeğin testisinin inişini etkileyebilir” diyor.

Zaman gerekiyor

Testistin normalde olması gereken yerde yani vücut boşluğunda olmaması olarak tanımlanan inmemiş testis, yenidoğan yüz çocuktan 5-8’inde görülüyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selami Sözübir, “Normalde anne karnındaki bebeğin testisinin 4-5. aylardan itibaren böbreğin yanından yumurtalığa inmesi gerekir. Bunun için de zaman gerekiyor. O nedenle panik yapmaya gerek yok. Çünkü bu başlayan ve devam eden bir süreç” diyor.

Bebek doğduğunda testisin hala yerine inmemiş olabileceğine de dikkat çeken Dr. Sözübir, beklemek gerektiğini belirtiyor:

Prematüre bebekler…

“Bazı bebeklerde bu gelişim daha yavaş olabilir. Doğuşta inmemiş testis oranı yüzde 5-8’dir ama 1 yaşında inmemiş testis oranı yüzde 2’dir. Çünkü başlayan göç genellikle tamamlanmadan bebek doğmuş olabilir ya da bebek prematüre doğmuş olabilir. Prematüre bebeklerde bu oran yüzde 30’lara kadar çıkabiliyor.”

Dr. Sözübir, inmemiş testisin birçok nedene bağlı olabildiğini belirterek “Bunun için birçok faktör olabilir. Genetik faktörler, hormonal faktörler ya da inişi engelleyen anatomik faktörlerin her biri ya da birden fazlasının bir arada olması inmemiş testisin nedeni olabilir” dedi.
Çevresel faktörler

Son yıllarda inmemiş testis, hipospadias ve erkek çocuklarda görülen genital anomalilerde belirgin artış olduğunu ifade eden Dr. Sözübir, bu artan oranların inmemiş testis oluşumunda çevresel faktörlerin de artık önemli olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, “Eskiden tüm dünyada benzer yaygınlıkta olan bu hastalıkların artık belli yörelerde, özellikle batı Avrupa ve Kuzey Amerika da sık görülmeye başlaması çevresel faktörlerin çok daha önemli olduğunu ortaya koymuştur.

Annenin kilolu, şeker hastası olması, hamilelik sırasında sigara içmesi, uygun olmayan ilaçlar alması gibi kriterlerin hepsi inmemiş testisin oluşumunu artırabiliyor. Özellikle şişmanlık çok önemli bir faktör. Şişman annelerde fazla olan yağlar östrojen tipi bazı kimyasal maddelerin bu yağ dokusunda birikmesine neden olabiliyor bu maddelerde bebeği etkileyerek, bebeğin erkeksi gelişmini engelleyebiliyor” diyor.
Tedavi gecikirse doğurganlık etkilenebilir

“İnmemiş testistin tek çözümü ameliyat” diyen Doç. Dr. Selami Sözübir, ameliyatla ilgili şu bilgileri veriyor:

“İnmemiş testis sorunu hala erkeklerde kısırlığı etkileyen kriterler arasında birinci sırada. O nedenle zamanında ameliyat kararı verilmesi önemli. Bir testis bozulmaya başladığı zaman vücut bunu yabancı cisim olarak kabul ediyor ve diğer testisi de atmaya başlıyor. İnmemiş testis varsa; tek taraflı bile olsa diğer testisi de olumsuz etkiler. İnmemiş testis için ameliyat kararının çocuk 1 yaşına geldiğinde verilmesi lazım. Çünkü o zamana kadar bebek gelişimini tamamlayabiliyor. İnmemiş testis ameliyatı kolay bir operasyondur. Hasta aynı gün evine gönderilir.”

Milliyet

Doğum kontrol haplarını doğru kullanıyor musunuz

Salı, Temmuz 28th, 2009

Günümüzde sıklıkla estrojen ve progesteron kombinasyonu kullanılır (kombine preparatlar). Sıklıkla 3 hafta süreyle günlük ve 1 hafta süreyle ara verilerek kullanılırlar. En önemli etkileri ovülasyonu (yumurtlamayı) engellemeleridir.

Başarısızlık oranı düşüktür (%1-1,5). Kombine preparatlar en etkili, geri dönüşü mümkün olan, korunma yöntemidir. Adet kanaması, adet ağrısı azalır. Endometriyum ve meme kanseri daha nadir görülür. HDL kolesterolü arttırır.

Kullanımı : 1. gün veya 5. gün ilaca başlanır, 21 gün süresince devam edilir ve kutunun bitiminde 1 hafta ara verilir. Daha sonra yine devam edilir.

Kanser oluşturmaları konusundaki düşünceler farklıdır, bazı çalışmalar artış gösterirken bazı çalışmalar azalma göstermiştir. Akciğer damarlarında ve derin toplar damarlarda tıkanma, ilacı kullanmayanlara göre daha sık gözlenir (3-11 kat). Bazı kadınlarda bu ilaçların alımını takiben tansiyonda artış meydana gelir. Migren ataklarını ve şiddetini arttırabilir. Sistemik ve kronik hastalığı olanlarda kullanılmamalıdır.

İlaç kesildikten 1-3 ay sonra kanamalar başlar, ancak kanama düzensizlikleri olabilir. Doğumdan sonra 6-12 hafta kullanılmamalıdır.

Aşağıdaki durumlarda doğum kontrol hapları kullanılmamalıdır

- tromboflebit ve tromboembolik hastalık

- serebral damar hastalıkları

- koroner arter hastalıkları

- karaciğer fonksiyon testlerinde bozukluk

- meme kanseri

- estrojene bağlı olduğu düşünülen tümörler

- teşhis konulamayan anormal vajinal kanama

- gebelikte tıkanma sarılığı geçirenler

- doğumsal hiperlipidemi

- şişmanlık

- sigara içen 35 yaş üzerindeki bayanlar kesinlikle kullanmamalıdırlar,

bununla birlikte; şeker hastaları, hipertansiyon, miyom, epilepsi, orak hücreli anemi durumunda hekim kararı ile ve kontrol altında kullanılabilirler.
İğne şeklindeki doğum kontrol hapları (medroksiprogesteron asetat) yılda 2-4 kez kullanılarak koruma sağlarlar. Uzun süreli kanamalar, uzun süreli adet görmeme, kestikten sonra uzun süre yumurtasız kanama görülebilir. Kansere neden olduğu iddiaları vardır.

Norplant denilen ve deri altına yerleştirilen doğum kontrol ilaçları üzerinde yoğun olarak çalışılmaktadır.

Doğum kontrol hapı kullanıldığı sürece yumurtlama ve adet olmaz, bu nedenle adeti geciktirmek için hap kullanılabilir.

Eğer kişi, bir gün hap almayı unutursa ertesi gün iki adet birden almalıdır, ancak bu sık sık yapılırsa ara kanamalar meydana gelebilir.

Cinsel ilişki sonrasında hamilelik engellenmek isteniyorsa: 30 mg konjuge estrojen veya 5 mg etinil estradiol 5 gün süreyle kullanılmaktadır. Yine aynı amaçla 12 saat ara ile iki kez 4 tablet (toplam 8 tablet) alınır. Bulantı kusma çok sık görülen bir yan etkidir v eönerilen bir yöntem değildir. Yine cinsel ilişkiden sonraki 12-24 saat içinde spiral takılarak hamilelik önlenebilir.

Kaynak : Kadın Hastalıkları ve Doğum Bilgisi, 4. Baskı. Türkiye Klinikleri Yayınevi.

www.hekimce.com

Hamilelikte varisten korunabilirsiniz

Salı, Temmuz 28th, 2009

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu, hamilelikte varislerin arttığına dikkat çekerek “Bu dönemde alınacak bazı önlemlerle varislerin artması önlenebilir” diyor.

Varis neden hamilelerde daha çok görülür?

Her ne kadar varisler, ciddi ve yaşamı tehlikeye sokan bir durum yaratmasa da, yaşamın hemen her döneminde günlük hayatı ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen durumların en başında geliyor. Yapılmış bilimsel çalışmalar doğrultusunda, varisin, genellikle hamile ya da hamile kalıp doğum yapmış kadınlarda, hamile kalmayanlara oranla daha sık görüldüğü söylenebilir. Benzer olarak, hamilelik öncesi dönemde varisi bulunmayanların, hamilelik ve sonrasında varis şikâyetlerinde artış olduğu gözlenmiştir. Hamilelerde varis görülme sıklığı normal popülasyona oranla daha fazladır. Batı toplumlarında, hamileler arasında görülme oranı ortalama %40 civarındadır.

Hamilelikte varis nasıl gelişir?

Hamilelikte, varis gelişimi 3 farklı şekilde olmaktadır.
1)Hormonların (özellikle progesteron), damar düz kasları üzerinde genişletici etkileri sonucu

2)Özellikle, hamileliğin son dönemlerinde, anne rahminin bacaktan gelen toplardamarlar üzerine baskısı ve bu baskı sonucu ortaya çıkan basınç artışının toplardamarlar üzerindeki olumsuz etkisi

3)Hamilelik döneminde artan kan miktarının, bacaklarda toplanması

Hamileliğin hangi döneminde varisler artar?

Hamilelik döneminde ortaya çıkan varisler, genellikle vücut anatomisinin özelliğinden dolayı sol bacakta daha sık görülür. Hamilelerde, varisin en şiddetli olduğu dönem hamileliğin 37–40 haftaları arasındadır. Hamilelik sonrası 6 haftalık dönemde, varis gelişmiş toplardamarların hemen hemen tamamı hamilelik öncesi dönemdeki ölçülerine döner.

Hamilelikte varisin belirtileri nelerdir?

Genellikle varislerden pek yakınma olmamakla birlikte; bacaklarda ağırlaşma, özellikle dinlenme döneminde ortaya çıkan bacak krampları, varisli toplardamar çevresinde kaşıntı ya da en sık karşılaşılan yanma hissi olabilir. Yakınmalar, hamileliğin son dönemlerinde, özellikle uzun süre ayakta duranlarda, giderek artar.

Hamilelik sırasında oluşan varisler ve örümcek ağları kalıcı mıdır?

Hamilelik sırasında ortaya çıkan varislerin yaklaşık %85’i, hamilelik sonrası 3 ay içinde ortadan kalkar. Yaklaşık %15’i ise kalıcı olur.
Hamilelik sırasında varis tedavisini öneriyor musunuz?

Hamilelik sırasında, anne ve bebeğe zarar verebilme potansiyeli nedeniyle sadece “hamilelere özel varis çorabı” tedavisini önerilir. Diğer tedaviler, özellikle ilaç ya da skleroterapi, tedavi amaçlı yüksek riskli oldukları için hamilelik ve süt verme dönemi içerisinde kullanılmamalıdır. Ancak ilk 3 aydan sonra bazı çalışmalarda ağızdan ilaç kullanımına izin verilebileceği belirtilmektedir.

Hamilelikte, genellikle varis ameliyatı yapılmaz. Ancak, çok ileri derecede genişlemiş, ağrılı ve kanamaya aday olan damarlarda seyrekte olsa cerrahi işlem uygulanabilir. Hamilelik döneminde ortaya çıkan varis; hem kadın doğum hastalıkları uzmanı hem de kalp ve damar cerrahisi uzmanı tarafından yakın takip edilmeli, olası gelişebilecek istenmeyen durumlar için erkenden önlem alınmalıdır.

Hamilelik sırasında varislerden korunmak veya varislerin ilerlemesini önlemek için şunlar yapılabilir:

-Hareket edilmeli… Özellikle düzenli yapılan sabah ve akşam yürüyüşleri, yüzme, bisiklet gibi bacak baldır kaslarının aktif olarak kullanıldığı sporları yapmak hamilelikte ortaya çıkan varisin gelişimini azaltır.

-Hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde aşırı kilo alınmamalıdır.

-Uzun süre oturmak ve ayakta sabit durmaktan kaçınılmalıdır.

-Soğuk su duşu; Soğuk su uygulaması toplardamarların büzüşmesine ve kanın kalbe dönmesini kolaylaştırıcı bir faktör iken, sıcak su banyosu ya da hamam/sauna tersi yönde damar genişletici bir durumdur.

-Bol ve rahat giysiler giyilmeli… Dar ve toplardamar dolaşımını engelleyen durumlar ortadan kaldırılmalıdır (kemer ya da dar çorap)

-Yüksek topuklu ayakkabı giyilmemeli. Topuk yüksekliği baldır kas pompa fonksiyonunu olumsuz etkiler.

-Hamilelik sırasında olumsuz faktörler nedeniyle genişleme eğiliminde olan toplardamarlara dışarıdan mekanik destek sağlamak amacıyla “hamilelere özel külotlu varis çorapları” kullanılması tavsiye edilir.

-Yatış pozisyonu iyi ayarlanmalı. Hamileler sol yan üzerine yatıp sırtı arkadan yastık ile desteklemelidir.

-Her fırsatta bacaklar yukarı kaldırılmalı. Özellikle dinlenirken ya da yatarken birer yastık ile yükseltilmeli.

-Oturur pozisyonda iken bacak – bacak üstüne atılmalı ve bağdaş kurup oturulmamalı.

-Sigara içimine son verilmelidir; sigara oluşturduğu serbest radikaller ile damar duvarı üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olup, varis oluşumuna zemin oluşturacaktır.

-Tuz, su ve ödem artışına sebep olacağı için azaltılmalıdır.

Ayrıca genişlemiş, kanamaya aday olan varisli damarları darbeden korumak için gerekli önlemler alınmalıdır.

Huzursuz bacaklar gebeliği tehdit ediyor

Salı, Temmuz 28th, 2009

Gebeliği olumsuz etkiliyor

Genetik geçişli bir hastalık olan huzursuz bacaklar sendromunun, demir eksikliği anemisine bağlı olarak da ortaya çıkabildiği belirtildi.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı tarafından yapılan bir araştırmada, Türkiye’de tüm popülasyonlarda yüzde 3 oranında görülen huzursuz bacaklar sendromunun, gebelerin yüzde 10’unu etkilediği ortaya çıktı.

Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Aksu, yaptığı açıklamada, genetik geçişli bir hastalık olan huzursuz bacaklar sendromunun, demir eksikliği anemisine bağlı olarak da ortaya çıkabildiğini söyledi.

En az 6 gen dokusu

Üyesi bulundukları Avrupa Huzursuz Bacaklar Sendromu Çalışma Grubunun yaptığı bir araştırmada hastalığa neden olan en az 6 gen dokusu tespit edildiğini vurgulayan Aksu, beyinde “A 11″ denilen bir bölgenin lezyonunun ya da bozukluğunun hastalığa neden olabileceğinin belirlendiğini kaydetti.

Aksu, bu nedenle huzursuz bacaklar sendromunun santral sinir sisteminin bir hastalığı olarak nitelenebileceğini belirterek, Türkiye’de görülme oranın tüm popülasyonlarda yüzde 3 olduğunu anlattı.
Araştırmalar doğruluyor

Yaptıkları bir araştırmada gebelerin yüzde 10’unda bu hastalığa rastlandığını ifade eden Aksu, şu bilgileri verdi:

“Toplam 983 gebe ile yüz yüze görüşüldü ve muayeneleri yapıldı. Bunlardan 781’i gebeliği sırasında demir kullanıyor, ancak 192’si demir kullanmıyor. 880’in de huzursuz bacaklar sendromu yok, ama 103 tanesinde bu hastalık mevcut. Hastalığın görülme nedeni ise hamilelik sırasında santral sinir sisteminde meydana gelen birtakım değişiklikler. Biz burada demir eksikliğini düşünmüştük, ama gebelerde demir eksikliğinden bağımsız şekilde daha sık olarak görülüyor. Bu dönemde gebelere demir versek bile hastalık daha sık olarak ortaya çıkıyor.”
Genetik geçiş oranı yüzde 50

Prof. Dr. Murat Aksu, gebelerin tedavisinde çok düşük dozda ilaçlar kullanıldığını bu nedenle hiçbir olumsuz etki görülmediğini anlattı.

İlaç tedavisinin yanında akşam saatlerinde yürüyüş yapılması, uyku hijyenine dikkat edilmesi gibi pratik önerilerde de bulunduklarını vurgulayan Aksu, şöyle devam etti:

Sebebi demir eksikliği ise…

“Bu sayede anne adaylarının gebeliklerini daha rahat biçimde geçirmelerini sağlıyoruz. Bunlardan bazılarında aslında çok önemli bir kısmında gebelik sonrasında da hastalık devam ediyor. Huzursuz bacaklar sendromu eğer demir eksikliği anemisine bağlıysa bunu düzelttiğimiz zaman tedavi kesin olarak gerçekleşiyor. Ancak genetik faktörlere bağlıysa, hastalığın kökünü yani gendeki değişikliği tedavi edemediğimiz için bu hastalar çok uzun süre belki hayat boyu ilaç kullanmak zorunda kalabilirler. Eğer ailedeki bireylerden birinde bu hastalık var ise yüzde 50’nin üzerinde bir olasılıkla ailenin diğer bireylerinde de bu hastalık görülür, ama 50 yaşından sonra görülür. Genetik olarak geçmiştir, hasta bunu ancak 50 yaşına geldiğinde fark eder.”